Home Dijital Gazete Karamollaoğlu: “Vatandaşlarımız ay sonunu korkuyla bekliyor”

Karamollaoğlu: “Vatandaşlarımız ay sonunu korkuyla bekliyor”

by uretimvetuketim

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu gündeme dair düzenlediği basın toplantısında konuştu. Karamollaoğlu, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Muhterem arkadaşlar, değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri takip eden kıymetli vatandaşlarımız; hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Bugün 9 Şubat Çarşamba.. Haftalık basın toplantımız münasebetiyle yine sizlerle bir araya geldik.

Toplantımızın hemen başında, tedavi ve istirahat süreçleri devam eden hem Sn. Cumhurbaşkanı ve eşi Emine Hanım’a, hem de Meral Hanım’a bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Allah, tüm hastalarımıza acil şifalar ihsan eylesin.

Son günlerde hastalığın arttığını ve yaygınlaştığını gözlemliyoruz.

Vatandaşlarımızın tedbirlere riayet etme konusunda daha fazla hassasiyet göstermesini özellikle kendilerinden rica ediyorum.

Sağlık Çalışanlarımızın Problemleri

Muhterem arkadaşlar, tabi sağlık gündemimizde geçenlerde bir grup sağlık çalışanımız da ziyaretimize geldiler.

Bu süreçta sağlık çalışanlarımızın ve sağlık kurumlarımızın bazı sıkıntılarına atıfta bulundular.

Onları da burada kısaca dile getirmek istiyorum.

Yani oldukça büyük bir sağlık ekibimiz var. Aslında sağlık sistemimiz de toplumumuza hizmet verecek tarzda teşkilatlanmış gibi görünüyor ancak özellikle bu pandemi sebebiyle; birtakım problemlerle karşı karşıya kaldığımızı da mutlaka hatırlamalıyız.

Öncelikle hemen şunu ifade edeyim ki; çalışma şartlarında zorluklar, adaletsizlikler ve dengesizlikler var.

Çalışma ortamlarında sıkıntılar var ve çalışanlarımızın maaşları da çalışma koşulları ve yükleri dikkate alındığında; maalesef yetersiz.

Bundan dolayıdır ki bugün, bu şartlar dikkate alındığında sağlık çalışanlarımızın, özellikle de doktorlarımızın yurt dışına gidebilmek için ciddi bir çaba gösterdiklerine şahit oluyoruz.

Maaşları Yetersiz, Çalışma Şartları Adaletsiz, Çalışma Ortamları Güvencesiz

Bu ücret dengesizliğinin giderilmesi ve çalışma ortamının düzeltilmesi süratle ele alınmalıdır.

Evet, üniversitelerimizde sağlık ve tıp fakültelerinin artması oldukça önemli fakat yeterli değildir.

Ayrıca sağlıkta şiddet konusu çok mühim. Özellikle acil servislerde vatandaşlarımız bazen kendisine gösterilen muameleden tatmin olmuyor ve neticede şiddete başvurabiliyor, hatta son zamanlarda sağlık çalışanlarımızdan hayatını kaybedenler oldu bu meseleden dolayı.

Mutlaka tedbir alınmalı, özellikle de acil servislerde polisin bu tür hadiselere müdahil olma hakkı tanınmalıdır.

Bu tedbirler alınmadığı zaman, bu tür hadiselerin önünü alamayacağız.

Sağlık çalışanlarımızın karşılaştığı durum şöyle daha iyi anlarız diye düşünüyorum.

Nüfusumuz 85 milyon, göçmenlerle birlikte 90 milyona geldi. Bir senede sağlık kurumlarına müracaat eden insan sayısı 800 milyonu geçmiş, yani bir kişi bir yılda yaklaşık 10 kere bir sağlık kurumuna başvuruyor.

Sadece Alkış ve Övgü Değil, Somut Adım Atılmalı

Bu makul gibi görünebilir fakat dünya ortalaması bunun oldukça altındadır.

Bundan dolayı, elbette kadroların artırılması lazım, ücretlerin istenilen düzeye çıkarılması lazım. Aksi taktirde, şu anda sağlık çalışanlarının büyük bir kısmı yurt dışına gidebilmek için yol arıyor.

Zaten bizim sağlık çalışanlarımız kalite noktasında istenilen seviyede oldukları için de yurt dışında hemen tercih ediliyorlar.

Maaşlarında ciddi artışlar yapılmalıdır. Vaatlerde bulunuluyor sürekli fakat bir türlü bu konular verilen vaatlere göre düzenlenemiyor.

Biz, zor şartlar altında çalışan, özellikle de son 2.5-3 senedir zor şartlar altında çalışan sağlık çalışanlarımıza sahip çıkmalıyız.

Ve şunu bilmeliyiz ki, sadece övgü ve alkış kimseyi tatmin etmiyor.

Hak ettikleri hayat standartlarını tesis etmek için gerekli adımları atmaya mecburuz.

Yeni Eğitim Dönemi ve Öğretmenlerimizin Problemleri

Muhterem arkadaşlar, tabi sağlık önemli bir konu; yeni eğitim-öğretim dönemine de başladık. Eğitimdeki halimiz, sağlıktan pek de farklı değil.

Öğretmenlikle ilgili bir yasa çıkarılacaktı; bir de baktık ki sadece aralarındaki kademeyi ilgilendiren bir yasa gündeme gelmiş. Efendim, okul müdürü nasıl seçilecekmiş?

Ya mesele, okul müdürünün nasıl seçileceğinde değil, öğretmenin nasıl yetiştirileceğidir! Öğretmene, hakikaten gerekli değerin nasıl verileceğindedir, ücretinin yoksulluk sınırının altında kalmamasındadır!

Öğretmeni sınıflandıracaksınız, her birine ayrı bir maaş sistemi uygulayacaksınız; arkasından da siz öğretmenden adaleti anlatmalarını bekleyeceksiniz! Böyle bir mantık olmaz!

Aynı işi yapan kadrolu bir öğretmenle, ücretli bir öğretmen arasında ne fark var? “Efendim, kadroya alamıyoruz, kadro yetersiz.” Kim tespit ediyor kadroyu? Kadro yerine ücretli öğretmen alınmasına kim karar veriyor? Yine yöneticiler..

Bu nedenle, kendi kabahatini örtme mahiyetindeki bu çabaları bir tarafa bırakalım..

1 milyonun üzerinde bir öğretmen kadrosu var. 300-400 bin civarında ise atanmayı bekleyen öğretmenimiz var.

10 bin öğretmene kadro verdik diye, bunu davul-zurna bütün dünyaya ilan ediyorlar.

Vatandaşlarımız Ay Sonunu Korkuyla Bekliyor

Kıymetli arkadaşlar; yaşadığımız “ekonomik krizin acı meyvelerini her gün yüzümüz ekşiyerek” yiyoruz.

Vatandaşlar, bir gün akaryakıta, ertesi gün elektrik faturasına, bir sonraki gün doğalgaz faturasına bakıp ay sonunu nasıl getireceklerini düşünerek yaşıyor günlerini.

Huzurun ve sükunetin adresi olması gereken evlerde; aile fertleri, “Acaba bu ay elektrik faturası ne kadar gelecek?” “Doğalgaz ne kadar gelecek?” diye korkuyla bekliyor.

20 yıllık bir iktidar süresinin sonunda, gaz yağı alınamayan günlerden gele gele elektrik faturalarını ödeyemediğimiz günlere geldik!

Ekonominin temel çarkı olan küçük işletmeler ve esnafımız her ay daha da artan elektrik faturalarıyla boğuşuyor; ayakta kalmaya çalışıyor ve maalesef bir çoğu da kalamıyor, kepenk  indirmek zorunda kalıyor!

Üretim ve tedarik merkezlerinde, ürünlerin tüketiciyle buluştuğu yerlerde enerji fiyatları bu denli pahalı olması nedeniyle, neredeyse kira fiyatlarını bile geçen elektrik faturaları karşısında üretime devam edebilmek ve ayakta durabilmek özellikle işletmeler için imkansız hale gelmiştir.

Devlet, Makul Olanı Tercih Etmediği Anda Zulmü Tercih Eder

Şimdilerde halkımızın tepkisi nedeniyle “iyileştirme” yapacaklarını ifade etseler de; %100’leri aşan zam kararlarını Sn. Erdoğan, o günlerde “gayet makul” olarak değerlendirmişti.

Neye göre biz makul anlamakta güçlük çekiyoruz. Ve sormak istiyoruz, yapılan zamların makul olduğu gibi;

-İnsanımızın faturalarını ödeyememesi de sizce makul mü?

-Konut ve iş yerlerine gelen faturalara insanların bir kira bedeli kadar para ödemesi de makul mü?

-Esnafımızın, gelen fatura tutarını dükkanın camına asması, böylece yapılan zamma bir tepki göstermesi de makul mü?

-Vatandaşımız faturasını eline alıp, sosyal medyadan yayınladığı videoda “400 lira – 500 lira elektrik faturası mı olur” diye serzenişte bulunması makul mü?

-Ülkemizin farklı şehirlerinde faturaları protesto etmek amacıyla yürüyüşler düzenlenmesi makul mü?

-Sosyal medyada her gün bir başka zammın gündemde olması, konuşulması sizce makul mü?

Bize göre, yaptığınız bu fahiş zamlardan sonra insanımızın vermiş olduğu tepkiler gayet makuldür!

Peki, vatandaşın tepkisiyle karşılaştıktan sonra yaptığınız zamlar size hâlâ makul geliyor mu?

Hâlâ bu zamlara makul diyorsanız, vatandaşın verdiği tepkiyi de her zaman olduğu gibi “nankörlük” ve “hainlik” olarak değerlendiriyorsanız; bunu vatandaşımızın takdirine bırakıyoruz.

“Yok eğer, vatandaşımız haklı; yaptığımız zamlar makul değilmiş, anladık.” diyorsanız; o zaman bir an önce bu zamları geri çekin!

Çünkü devlet makul olmayanı tercih ettiği anda zulmü tercih etmiş olur!

 

 

Bıçak, Kemiği Dahi Geçmiştir!

Bugün buradan bir kez daha hem şirketlere hem de iktidara bir çağrıda bulunuyoruz:

Bıçak, kemiği dahi geçmiştir! Zamlar ve faturalar katlanabilme eşiğini çok ama çok aşmıştır!

Artık;

-Zararını ve birtakım giderlerini vatandaşların faturalarından tahsil etmek isteyen dağıtım şirketleri; bu zor zamanlarda halkın yararını düşünmelidirler.

-Şirketler düşünmüyorsa, iktidar bu konuda bir an evvel adım atmalıdır.

-Öte yandan elektrik, doğalgaz, akaryakıt gibi enerji kalemlerinden alınan vergiler, en aza indirilmelidir. 

-Kalıcı yaz saati uygulamasına da derhal son verilmelidir.

-Kamu giderlerindeki lüks harcamalar, temsil ve ağırlama giderleri kati suretle kesilmeli, buradan vatandaşlarımıza kaynak aktarımı yapılmalıdır.

 

“Çok Pahalı Etmişler Her Şeyi, Hiçbir Şeyi Ucuz Bırakmamışlar..”

Muhterem arkadaşlar, kıymetli basın mensupları;

Pazarda artık yarım kilo satılan sebzeleri görüyoruz, patlıcanın tanesi 8 lira, salatalığın kilosunun 25-30 lira olduğu günleri yaşıyoruz.

TÜİK’in tüm makyajına rağmen; bir asgari ücretli çalışanımızın bir ayda enflasyon nedeniyle 470 lirası buhar oluyor.

Kira öder gibi fatura ödüyor, araba taksidi öder gibi bir depo mazota para veriyoruz.

Küçücük bir genç kızımız gözyaşları içerisinde hepimizi derinden yaralayan şu cümleleri kuruyor: “Çok pahalı etmişler her şeyi. Hiçbir şeyi ucuz bırakmamışlar.”

-Bakanlar değişiyor, kurum yöneticileri değişiyor; fakat kötü gidişat değişmiyor! Aksine her geçen gün bu krizler derinleşiyor ve yaygınlaşıyor.

-Döviz artıyor, fiyatlar yükseliyor; döviz kısmen de olsa düşüyor ama fiyatlar bir türlü düşmüyor.

-Maaşlara zam yapılıyor, ama alım gücü her geçen gün eriyor.

Bu işlerde bir terslik var ve o tersliğin ne olduğunu da artık hepimiz görüyor ve biliyoruz!

TÜRKİYE BİR SİSTEM KRİZİ YAŞAMAKTADIR

Her geçen gün çok daha iyi anlaşılmaktadır ki; mevcut düzen içerisinde isimlerin önemi yoktur.

Türkiye, tam anlamıyla bir sistem sorunu ve kriziyle karşı karşıyadır!

Bu sistem içerisinde Ahmet gitmiş, Mehmet gelmiş önemi yoktur.  Çünkü isimlerin değil sistemin ve zihniyetin değişmesi gerekmektedir.

Çünkü bu yeni sistemle birlikte Türkiye’de;

-Adalet gitmiş atalet gelmiştir. 21.yüz yılda, Isparta’ya 72 saat elektrik verilememesi bu ataletin bir sonucudur.

-Kanun gitmiş kararname gelmiştir. Türkiye kanunlar ülkesi değil kararnameler ülkesi haline getirilmiştir. Bugün, çıkardığı kararnameyi düzeltmek için kararname çıkarmak zorunda kalan bir Türkiye vardır.

-Seçilmişler gitmiş, atanmışlar gelmiştir.                                       -Ortak akıl gitmiş, tek akıl gelmiştir.
-İstişare gitmiş, talimat gelmiştir.                                           -Meclis gitmiş, Külliye gelmiştir!
Bu sistem Türkiye’nin dengesini bozmuştur.

İKTİDAR KRİZİ DEĞİL ALGIYI YÖNETMENİN PEŞİNDE

Muhterem arkadaşlar;

“Ekonomimiz alev alıyor, kriz her geçen gün daha da derinleşiyor!”

Fakat krizle mücadele etmesi gerekenler, hala krizi değil algıyı yönetmenin peşindeler.

-Isparta’nın faturasını Vali’ye, enflasyonun faturasını da TÜİK’e keserek işin içinden sıyrılamazsınız!

-TÜİK başkan yardımcısını görevden alarak enflasyonla,

-Fırıncılara ekmek zamlarını yasaklayarak zamlarla mücadele edilmez!

-Siz elektriğe üç ayda %150 zam yapacaksanız,

-Üretim maliyetlerini üç ayda üç katına çıkaracaksınız,

-Sonra çıkıp fırıncıyı, pazarcıyı, marketçiyi fırsatçılıkla suçlayacaksınız.

Bilinmelidir ki; bu ülkedeki en büyük fırsatçı bu iktidarın bizzat kendisidir.

İktidar 2053’e Değil, 2022 Türkiye’sine Bakmalıdır!

Enflasyonu Ayarlama Enstitüsü’ne dönüşen TÜİK’in rakamları bile vahim tabloyu gözler önüne sererken;

Hükümet, artık 2023, 2053 hülyalarını bir kenara bırakmalı ve kuyrukların, elektrik zamlarının ve günlerce süren kesintilerin, yatağa aç giren çocukların olduğu 2022 Türkiye’sine bakmalıdır.

Ekonomi ders kitaplarına geçecek teorilerle, nasıl geçeceğini ifade etmeme gerek yok zannediyorum, Türkiye’yi, adeta bir deneye kobay yaptılar.

Güya 6 ay sonra bu ekonomik modelin başarısını görecektik, enflasyon düşecekti.

4 ay geçti, düşen enflasyon değil, halkın alım gücü oldu.

Düşen enflasyon değil, insanların gözündeki umut ışığı oldu, hayalleri oldu.

 

 

Hazine’nin Borç ve Faiz Ödemeleri

Bakınız;

-Hazinenin Şubat Ayı’nda 101.7 milyar TL ödemesi var.

-Bunun 64.1 milyar lirası iç borç, kalan kısmı da dış borç ödemesidir. 

-İç borç ödemesinin 33.8 milyar lirası, Dış borç ödemesinin de 7.9 milyar lirası faiz ödemesidir. 

-Daha vahimi ise, 64.1 milyar liralık iç borç ödemesine karşılık 49 milyar liralık yeniden borçlanma yapılacağıdır. 

-Bu ay için her bir günde ödenecek faiz miktarı 1 milyar 489 milyon lira, her saatte ödenecek faiz miktarı ise 62 milyon 52 bin liradır!

Dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girer miyiz bilmiyoruz, bu gidişle çok zor.

Fakat dünyanın en çok faiz ödeyen, en yüksek enflasyona sahip ve en borçlu ekonomileri arasına daha şimdiden girdiğimiz kesindir!

Yoksulluk Büyüyor, Temel Gıdalara Erişim Zorlaşıyor

OECD verilerine göre; Türkiye gıda fiyatlarında yaşanan yıllık %27,4 artış ile gıda zammı konusunda dünya genelinde açık ara birinci sırada.

Türkiye’de gıda fiyatlarında yaşanan artış, aynı problemler ile boğuşan ve listede ikinci sırada olan Kolombiya’nın dahi iki kat üzerinde.

Kişi başına düşen 38 kilo tüketim ortalamasıyla Avrupa’nın en az kırmızı et tüketen ülkesiyiz.  Daha ucuz olan protein kaynaklarına bile ulaşım giderek zorlaşıyor.

Yaş meyve-sebze fiyatları, sadece TÜİK’in rakamlarına göre bile %20, gerçekte ise %50-%100 oranlarında artmış durumda.

-Bebeğine mama alamadığı için mamasını kesmek durumunda kalan anneler var.

-Aileler, minik evlatlarına bebek bezi alamıyorlar.

-Ailesinden harçlık alamadığı için teneffüslerde kantine gitmeyen çocuklarımız var.

-Çocuğuna bir simit parası veremeyecek duruma gelen babalar var.

İnsanca Yaşam

Her gün yeni bir polemikle, yeni bir suçlamayla ülkenin gerçek beka sorununa dönmüş yoksulluğa gözlerini kapatan iktidar ve ortaklarına soruyorum;

En temel besinlere ulaşamayan; peynir, süt, yoğurt, yumurta, et gibi temel gıda maddelerinden yoksun sofralarda büyüyen çocuklar ve gençlerle mi gideceksiniz 2071’e?

156 bin öğrenci, yoksulluk nedeniyle okulu bıraktı geçen sene! Ne iş hayatında ne de eğitim hayatında olan on binlerce gencimiz var.

Böyle mi inşa edeceksiniz 2053’ü?

Türkiye’nin öncelikli sorunu; iktidarın bizi içine çektiği bu derin yoksulluktur, ağır ekonomik buhrandır.

-Ne derlerse desinler; insanca yaşamı, onurlu bir yaşamı savunacağız.

-Asgari yaşamı değil, müreffeh bir yaşamı savunacağız!

-Adil Devlet ve Adil Paylaşım için mücadele edeceğiz.

-Biz Saadet Partisi olarak, insanımızın içine bırakıldığı bu yoksunluk ve yoksulluk düzenini bitireceğiz!

-Evlatlarımızın ve gençlerimizin okula aç ve mutsuz gitmesine sebep olan bu düzene son vereceğiz.

Bu duygu ve düşüncelerle basın toplantımıza gösterdiğiniz ilgi ve alaka için sizlere teşekkür ediyor, hayırlı günler diliyorum.

Sağlıcakla kalın, Allah’a emanet olun..”

Hibya Haber Ajansı

You may also like

Leave a Comment